YÜCE EVLİYA DÜZGÜN BABA

Yol uzun,  mekan uludur. Mekana varmak için riya’dan arınıp yolu katetmek, Yüce Pir’in divanında özünü dara çekip, beden örtüsünden sıyrılıp  Manevi alemde Hak ile Hak olmaktır.
Dersim şehir merkezinden yaklaşık bir saatlik bir yolculuktan sonra yüce evliyanın mekan tuttuğu Düzgün baba dağına ulaşılır. Nazimiye ilçesinin sınırları dahilinde yer alan bu ulu mekanı her yıl binlerce kişi ziyaret etmektedir. Düzgün baba Dersim evliyalarının başı, iyilikler ordusunun komutanı ve
bin’lerin murat kapısıdır. Asıl adı Şah Haydar’dır Seyyid Mahmud’un ( Kureyş ) en küçük oğludur.
Dersimdeki söylenceye ve tarihi belgelere göre,  Hacı Kureyş (Seyyid Mahmud’ul Kebir- Büyük Kureyş )   ermiş, keramet sahibi ulu bir zatttır. Yöre halkı tarafından sevilen, sayılan, Ehli-Beyt neslinden imam Musa’i Kazım’ın torunlarından olan  bir seyittir.. Seyyid Mahmud-ul Kebir Peri suyu kenarında bulunan Çelekaş köyünde oturmaktadır köyün yakınında bir taşın içini oyarak oda haline getirmiş burda kendisini ibadete vermiştir. Peri suyunun kıyısında bulunan Bağeyn kasabası doğal olarak eşsiz bir güzelliğe sahiptir, Bağeyn de bulunan sıcak su kaplıcaları da yöreye ayrı bir güzellik ve zenginlik katmaktadır ayrıca Bağeyn de Selçuklu hükümdarlarının tatillerini geçirdikleri birde kale vardır.  Çevre halkının üzeride büyük bir manevi etkisi olan Kureyş’ten bu etkinliğinden dolayı Selçuklu hükümdarı ve uç beyleri  rahatsızlık duymaktadır, kendisini çekemeyen gammazlar, sihir ve büyü yapıyor diye  seyyid Mahmud-ul Kebir’i Bağeyn kale komutanına  ihbar ederler. Kale komutanı da durumu Padişah Alaadin Keykubat’a (Keyhüsrev de olabilir ) bildirir.  bunu firsat bilen Hükümdar  kale’de kışladığı zamanlarda defalarca kez askerlerini Çelekaş köyüne göndererek seyyid Mahmud’u ve ailesini rahatsız ettirir ayrıca her seferinde Seyyid Mahmut’tan  bazı mucizeler ister. İstediklerinin gerçekleştiğini gören  Padişah bu duruma çok öfkelenir son bir çare olarak Seyyidi ortadan kaldırmak için plan yapar. Seyyit Mahmud’u ve yöre halkını kaleye getirtir. Halkın önünde Kureyş’i  ‘’sihir ve büyü yapıp insanları kandırıyorsun’’ bunun cezası ölümdür diye tehdit eder. Kureyş ,sihir ve büyü ile hiç bir alakasının olmadığını, kendisini Hakka adamış biri olduğunu „ yaptıklarım ceddimin himmeti ve Hakkın inayeti ile gerçekleşiyor ´´ diyerek hakkındaki suçlamayı  red eder. Verilen cevaba tatmin olmayan  Padişah ‘’o zaman seni ateşe atayımda ceddinin hikmetlerini görelim’’ diyerek emrindekilere Kureyş’in fırına atılmasını emr eder.  Yapılan hazırlıklardan sonra askerler ihtiyar Kureyş’i alıp fırının kapısına getirirler kapıyı açıp içeri attıkları sırada Kureyş yanındaki askerlerden (çuhadar Mehmet ) birinin kolundan çekerek beraberinde içeri götürür,  askeri kurtarmaya imkan kalmayınca kapıyı ikisinin üzerine kapatırlar ,  böylelikle Kureyş’ten kurtulduğuna sevinen selçuklu hükümdarının  sevinci fırının kapısı açıldığında şok’a dönüşür . Kureyş fırına atıldığı haliyle , beraberinde içeri götürdüğü  çuhadar ise küllere batmış bir halde ayakta durmaktadır, etrafta toplanan halk  vaziyetti karşılarında görünce, küllere batmış Padişahın Çuhadar’ını Gewro, Gewro, biyo Gewr diye çağırırlar ve o günden sonra Çuhadar, Dewreso Gewr diye anılır. (Gewr , Dımılıce’de kül rengi, gri anlamındadır ) bu durum yöre halkı üzerinde derin bir etki yaratır,  Kureyş’e olan itikatları daha da sarsılmaz olur. Olaydan sonra Hükümdar Kureyşi ortadan kaldırmaya cesaret etmez, yaptığı plan Hakkın hikmeti sayesinde boşa çıkmıştır,   hatasını  anlayan Hükümdar gördüğü hikmetten dolayı, Kureyş’ten bir isteğinin olup olmadığını sorar, Kureyş Bağeyn’den daha uzakta bulunan Zeve de bir ev yapıp oraya taşınmak istediğini, böylelikle hem kale’den hemde askerlerin kendisini sürekli rahatsız etmelerinden kurtulacağını belirtir, isteği kabul edilir. Seyyid Mahmut ailesiyle bilikte bugün Düzgün Baba dağı eteklerinde bulunan Zeve (deva Kuresu ) ye taşınır.
Zeve köyüne taşındıktan uzun yıllar sonra, torunlarından küçük Kureyş olarak bilinen ve Dede’siyle ayni adı taşıyan seyyid Mahmut, hayvanlarına köyün biraz dışında bulunan Zargovit tepesine bir barınak yapar. Şah Haydar (Düzgün Baba ) Zargovitte hayvanlarıyla uğraşmaktadır senenin her günü hayvanlar besili ve iyi durumadır, bir kış günü Kureyş bu durumu merak eder, acaba  Şah Haydar keçilerine ne yediriyor da hayanları her zaman böyle besili, kalkar peşinden takip eder, bir de görürkü Şah Haydar keçilerini meşeliğe topluyor, sonra asa’sıyla hangi ağaca dokunuyorsa ağaç yeşeriyor, bunu gören Kureyş sessizce tekrar geri dönüyor tam bu esnada keçilerden biri Kureyş’i görüp ürküyor. Şah Haydar ürken keçi’ye, ne oldu (Kureso Qur vejiyaro to ) Yoksa ulu Kureyşi mi gördün diye dönüp bakınca karşıda babasını görür, babasına ismiyle hitap ettiğinden dolayı mahçup olan Şah Haydar utancından ne yapacağını şaşırır. Hacı Kureyş eve döner akşama doğru oğlunun eve dönmediğini görür, kalkıp oğlum niye dönmedi diye peşinden gider. Şah Haydar’ı bugün eskete çeli  diye bilinen çile mağarasında çileye (erbain) durmuş halde bulur. Kureyş oğluyla çileye yatar, çile günleri bittikten sonra oğluna eve dönmesini söyler, ancak Şah Haydar eve dönemeyeceğini bundan böyle burda kalacağını belirterek eve dönmez. Bunun üzerine Kureyş eve döner. Şah Haydar’ı sonraları talipleri bulunduğu yerde ziyaret ederler, dönüşlerinde soranlara, durumunun iyi, işlerinin düzgün olduğunu söyleler. Böylece Şah Haydar Baba isminin yerine Düzgün Baba, yaşadığı dağ da Düzgün Baba dağı olarak anılır.
Düzgün Baba’nın erkek kardeşlerinden başka da üç kız kardeşi vardır bunlar Jele, Karsini ve Haskar’dır  bu üç bacı isimlerini Düzgün Babadan görünen üç dağ’a vermişlerdir. Haskar Düzgün Baba’nın en küçük kardeşidir küçük kardeşini çok sevdiğinden olmalı ki onu koruyup, kollaması için  uzağa göndermemiştir, onun mekanı  gidiş yolunun (Kıl köyü üzerinden ) hemen üzerindedir. Haskar ana’da ulu Pir’in dergahına gelen ziyaretçileri karşılamakta, misafirlerine kendi ismini verdiği Haskar pınarından soğuk sular ikram etmekte, onları ağırlamakta, bir nevi sakilik yapmaktadır.
Düzgün Baba söylenceye göre 100-120 yıl yaşamış ve burada sır olmuştur. Yapılı herhangi bir türbesi yoktur, dağın tepesinde bir yerde (Hewse Duzgın ) yığılı taşların bulunduğu bir alan sır olduğu yer olarak ziyaret edilip etrafinda üç kez dönülür. Buraya yakın yerlerde saz’ını dayadığı taşa oyulu bir yer ve uzanıp dinlendiği birde yatak yeri vardır. Ayrıca Düzgün Baba’nın ateş toplarıda dağın üst kesiminde yer almaktadır, ulu evliya bu toplarla kendi kardeşleriyle ve de Musahibi olduğu söylenen Munzur Baba ile zaman zaman haberleşir. Düzgün Baba ateş toplarını yanlız haberleşmek için kulanmaz, bu toplar yoksulun, mazlumun, haklının ah’ıdır, zalimlerin yüreğine korku salan ezilenlerin isyan çığlığı olarak zulüm  in’lerine ateşlenirler. Ulu mekandan ateşlenen top’lar, birliğin, beraberliğin, direnmenin ilk işareti, haklı davanın aydınlatıcı meşalesidir.
Ulu mekana varmak isteyenler (Kıl köyü yönünden ) öncelikle şimdi cem-evi’nin bulunduğu konaklama (Konağçe ) yerine uğrarlar. Kurbanlar burda kesilir, lokmalar dağıtılır, Cem yapılır. Yukarıya doğru yola devam edenleri  dağın tepesine varmadan Haskar ana  karşılar, konuk eder bu konaklama  küçük bir pınar’ın bulunduğu  mağarada bir dinlenme molasıdır, sonra Çıla Derike denen yere varılır  burda yol üç’e ayrılır. Sola ayrılanı aşağıda bulunan Nazımiye köylerine,  sağa ayrılanı bir çeşmenin yanında bulunan taştan oyulmuş (kırmanckide Lee denilen-büyük kazan ) büyük taş kazana, yukarıya doğru ise Hewse Duzgın’e doğru gider. Hewse Duzgın’den aşağıya doğru Eskete Celi’ye gitmek isteyenlerin yolu üzerinde küçük bir mağaranın içinde (Heniye tose ) tas pınar’ı vardır.   ziyaretçiler  suyunu içer, mum yakarlar, bir avuç içi kadar olan bu  pınardan inanca göre kırk kişi içse  suyu eksilmez, ancak gönlü pak olmayanların, riyakarların önünde kurur böylelerine suyundan vermez. Burdan aşağıya Çile mağarasına (Eskete çeli )  inilir
Dersim ulu Evliyalar diyarıdır, Dersimli evliyasını, Erenini, evliyalarda dersimliyi yanlız bırakmaz, iç içe yaşarlar yedikleri, içtikleri ayri gitmez, en ağır yeminler, verilen ikrarlar, kurbanlar, lokmalar evliyalar adına yapılır, dar gününde, zor gününde, hastalığında, sağlığında, mutlu gününde evliyasının adı ağzından düşmez, Evliyası da dersimliyi yanlız bırakmaz onlara umut kapısıdır, yol kapısıdır, korur, gözetir, yeterki talip evliyasına, Pir’ine, Mürşidine, verdiği ikrara sırtını dönmesin.
12 Eylül cuntasının Dersim’de estirdiği terörden, Dersim evliyaları da nasibini almışlardı, kutsal mekanlar abluka altına alınmış, ulaşım yolları kesilerek ziyaretler engellenmişti ortalık toz-duman, kimin kuzu, kimin kuzu postuna bürünmüş kurt olduğu belli değildi. 12 Eylül öncesi ilericilik adına yapılan yanlışlardan biride Kutsal mekanların ve yol önderlerinin hedef tahtasına konmasıydı, yapılan yanlışlar Dersimli için darbe üstüne darbeydi, yörede hakim olan el-ele, el-Hakka inanç örgütlenmesi neredeyse tamamen dağıtılmıştı. özellikle Alevi gençliği kendi inancına, geleneğine, göreneğine karşı pekte hoş görülü bir tutum içinde değildi. bir bütün olanlardan etkilenen talibin biri, bir yolunu bulup Düzgün Baba’ya gider, “ya Düzgün Baba, ya yüce evliya Dersimde neler oluyor, bak Dersimi ne hala getirdiler, bütün değerlerimiz ayaklar altında artık ne evliyalarımızı ne kutsal yerlerimizı ziyaret edebiliyoruz, yenilerimiz Pir, Mürşit tanımaz oldu, her biri bir yol tutturdu gidiyor, üstelik bölük pörçük, kendi aralarında bile kavga, döğüş, tanımadığımız, bilmediğimiz bizlere kem göz bakanlar gelip Dağlarımıza çadırlarını kurup sahip çıktılar, kimileri terk-i diyar eyledi kalanımız kendi toprağımızda üretemez, evimizde uyuyamaz olduk. Kime gidelim, kimden yardım bekleyelim neden bizi yanlız bıraktınız” diye serzenişte bulunur. Rüyasına Pir’i konuk olur, ”Benden ne istiyorsunuz ne bekliyorsunuz, birliğiniz beraberliğiniz bozuldu, Pir’inizi, Mürşid’inizi, Evliyalarınızı bırakıp El’in peşine düştünüz.  Kendi kökünüzün üzerinde büyümeyi öğrenin, değerlerinizi büyütün ki, sizde bereber büyüyesiniz. İz’inize, özünüze sadık olun. Unutmayın ki ne ekerseniz onu biçersiniz, gün olur tarlalarınızdaki çalıları ayıklarsanız ürün’ünüz  temiz , bereketli, yolunuz güzel ve aydınlık olur.
Ulu mekanı ziyaret genellikle Yaz ve Sonbahar aylarında yaplır, Yazın çoğunlukla yurdışından Dersim’e izine gidenler, sonbahar aylarında da hasat bitiminde yöre halkı yüce Pirin dergahına giderler. Niyetler önceden yapılır, ayni veya yakın köylerden gidenler haberleşip beraberce yola çıkarlar, akşamdan yol hazırlıkları yapılır eğer o gece konaklamak gerekiyorsa yükte hafif örtü veya battaniye alınır, gece yarısından hemen sonra kalkılır, yıkanılır, lokmalar pişirilir, kurban birkaç ay öncesinden belirtilmiş, özenle beslenmiştir gidenler de gitmeyenlerde hepsi beraberce yardımlaşarak olması gereken hazırlıkları bitirirler, gidemeyenler lokmalarını ve yakılması için dilek mumlarını verirler, yola çıkış vaktinde gidenler  dualarla yolcu edilir,
Talip huzurludur, rahattır gönlünde kötüden, riya’dan eser yoktur altın tepside yıkanmış gibidir, alır adağını, lokmasını yüce Pirin  makamına doğru yola koyulur özünü Pirin dergahında dara çeker hatalarının affını, eksiliklerinin tamama yazılmasını diler. Kötüden, kötülükten yana olmayacağını, haktan ve haklıdan taraf, doğru oturup doğruyu söyleyeceğine, kapı komşusuna, konuğuna, cümle canlı varlığa, doğaya höşgörülü olacağına Piri huzurunda söz verir. Önce cümle aleme dualarıyla başlar. Ey yüce Evliya, ya Düzgün Baba, kimseyi darda, zorda koyma. Her dileyenin muradını ver, zalimim, zulümün, halden anlmayanın kapısına götürme , gönüllere merhamet ver, kimseye ciğer acısı verme, kimseleri açlıkla, yoksullukla terbiye etme. Ya Düzgün Baba bir kenardada bizim muradımızı ver, hanemize bereket, canımıza sağlık, yuvamıza huzur ve mutluluk ver. Kötüyü, kötülüğü, cahilin şerrini bizden uzak götür,  namerdin kapısına götürme, bizleri ilimden, irfandan, insanlığın katarından ayırma, çocuklarımıza güzel günler hayırlı işler nasip eyle, ya ulu Pir beni eli boş  geri çevirme.
Ulu Pir cömerttir, umut kapısıdır kapısına geleni eli boş geri çevirmez, yeterki Talibin gönlü Piriyle beraber olsun, gönlünde riya, kibir olmasın. Konuk olanlar, gönlü hoş, huzurlu dönerler, arınmış aklanmıştırlar. Arada geçen bütün bir dönemin yükü omuzlarından kalkmış, kuş gibi hafiftirler. Şimdi hayata daha güzel bakarlar, gözleri sevecen, gönlü pir aşkıyla dolu, evlerine döndüklerinde gidemeyenler onları karşıllar, ağırlanırlar, konuk edilirler. Düzgün Babaya gidenler geri döndüklerinde beraberlerinde lokmalar, teverikler, Haskar pınarının suyunu getirirler. Getirdiklerini can’lar  arasında paylaşırlar.
Yüz yıllardır geleneğimizin, töremizin, inancımızın ayrılmaz birer parçası, toplum içinde barışın, adaletin, sevginin, dayanışmanın, birlik ve beraberliğin harcı olmuş, bizi, biz eden kutsallarımıza, inanç değerlerimize sahip çıkalım, onları yaşatmak İnsan olarak yaşamaktır.
Gitmek, görmek hepinize nasip olsun.
Düzgün Baba yardımcımız olsun
MÜSLÜM KAYA
Bu yazı Alevilerin sesi 141. sayısında yayınlanmıştır.