Unser Glaube

Der Alevitische Glaube

Das Alevitentum bietet eine umfassende Sicht der Welt, die die Entstehung des Universums, die Vergangen- heit der Menschheit, die Vervollkommnung der Menschen, die Beziehungen zwischen Gott und Menschen sowie zwischen Menschen und Natur und die Zukunftsvisionen behandelt und die dazu gehörige Fragen be- antwortet. Im Hinblick auf die spezifisch alevitische Weltsicht wird deshalb zu Recht in Veröffentlichungen die Eigenständigkeit des Alevitentums betont.

Grundlagen des Alevitentums

Das Alevitentum hat eine lange Geschichte und eine interessanten theologischen Hintergrund. Auf der Website unseres Dachverbands der Alevitischen Gemeinde Deutschland e.V. können Sie sich über unsere Religion und Geschichte informieren. 

Alevitische Lehre

Das Alevitentum hat eine interessante Lehre, über die Sie sich auf dieser Seite informieren können.

Alevitische Geschichte

Hier finden Sie eine Chronologie der Geschichte unserer Religion im Rahmen einer innerislamischen Histografie.

Alevitischer Kalender

Hier erfahren Sie mehr über unsere Feiertage sowie die Gedenktage des Alevitischen Glaubens.

12 Imame

Lernen Sie etwas über die 12 wichtigsten Imame des Alevitentums 

Hz. Ali
Adı Hz. Ali
Ünvanı Şah-ı Merdan (yiğitlerin Şahı)
Anası Fatıma (Haşim soyundan Esad’ın kızı)
Babası Ebu Talip
Doğum yeri ve tarihi Mekke,21 Mart 598
Halife-liği 24 Haziran 656 – 24 Oçak 661
Çocukları Hasan, Hüseyin, Muhsin, Ümmü Gülsüm, Zeynep, Rukiye
Şehadet  tarihi Kufe, 661
Türbesi Irak’ın Necef kentinde
Şehadet sebebi Muaviye döneminde İbni Mülcem tarafından zehirli kılıçla şehit edildi (Ramazan Ayının 19 ve 21).

Hz. Ali, 29 Temmuz 598 tarihinde Mekke’de doğmuştur. Kabe’de doğmuş olan tek kişidir. Annesi Fatıma’dır. Haşim’in oğlu Esed’in kızıdır.
Babası ise, Ebu Talib’dir. Ebu Talib de Haşim’in oğlu olan Abdülmüttalib’in oğludur. Bu nedenle Ali, anne ve baba soyu bakımından tam bir Haşimi’dir. Annesi adını, “arslan” anlamına gelen “Esed” veya “Haydar” koymak isterse de Hz. Muhammed’in isteğiyle “Ali” konur. Diğer adlarsa ona lakap olarak verilir.
Daha sonraları bu lakaplara, “Tanrı rızasını kazanmış” anlamına gelen “Murtazâ” da eklenir. Künyeleri “Ebü’l-Hasan”la “toprak babası” anlamına gelen “Ebü-Turâb”tır. Bu son künyeyi kendisine Hz. Muhammed verdiğinden, Ali genellikle bu künyesini yeğlemiştir.
Hz. Muhammed; Ali beş yaşındayken yanına alarak bakımını üstlenir. Bu durum 18 yaşına dek sürer. Böylece Hz. Ali’yi Hz. Muhammed eğitmiş, kişiliğini kazanmasına yardımcı olmuştur
Hz. Muhammed’e peygamberlik Vahi geldiğinin ikinci günü ona inanan ve peygamberliğini kabul eden, dahası her türlü gücüyle onun hizmetine giren ilk kişi olur. Bu bağlılık ömrünün sonuna dek kesintisiz sürer.
Hz. Muhammed’e ilk inanan kişidir. Hz. Ali’nin Hz. Muhammed’e bağlılığı kuşkusuz; “tam bir teslimiyet içinde ve aşk düzeyinde”dir. Hz. Ali için; bütün güzellikler, iyilikler, idealler Hz. Muhammed’e bağlılıktan ibarettir. Peygamber’in Medine’ye göçü sırasında onun yatağına yatarak canını feda etmeye hazırdır. Hz. Ali’nin ilim ve irfan açısından sahabelerin en önde gelenlerinden olması konusunda kimsenin kuşkusu yoktur. Hz. Muhammed’in yolunun özünü kavrayan, yakalayan Hz Ali, bu nedenle Aleviler, sahiplendikleri ve izledikleri yola “Hak-Muhammed-Ali Yolu” derler. Bu Yol’u Ehlibeyt Soyu’ndan gelen Oniki İmamlar ve Seyyid’ler sürdürürler.
Hz. Ali, Hz. Muhammed’in hem kuramsal, hem de uygulamalı iyi bir ardılıdır. İslam öğretisini en iyi ve batîni bir dilde yorumlamaya çalışan ve bunu topluma benimsetenlerin başında gelir.
Hz. Ali dönemi tümüyle iç karışıklıklarla geçer. Ayşe, Talha ve Zübeyr onun halifeliğini kabul etmemiş ve Basra’ya çekilmişleridir.
Hazinede birikmiş parayı ihtiyaçlılara dağıtır. Astar’ın (elçi) ön çalışmalarından sonra Küfe’ye girer. Oradan Medine’ye hicret eder.
Muaviye, Şam’ı başkent edinerek Suriye’ye yerleşir. Devletinin güçlerini orada toparlar. Hz. Ali, Küfe’yi merkez edinerek Irak topraklarına ağırlık verir. Küfe’ye çekilmiştir. Orada Haricilerden İbnü’l Mülcem al-Sarimi tarafından 27 ocak 661 tarihinde zehirli bir kılıç darbesiyle vurulur. İki gün sonra şehit olduğu zaman 63 (veya 65) yaşlarındadır (Ramazan ayının 19-21).
Necef Şehrinde defin edilir. Daha sonraları burada Necef kenti (bugünkü Meşhed-i Ali) kurulur. Türbesinin bulunduğu yer, Necef-i Eşref adıyla anılmaktadır. Hz. Ali, 4 yıl 9 ay halifelik yapmıştır.
İç çekişmelerin doğurduğu sorunlar nedeniyle Hz. Ali’nin kabri gizli tutulmuştur. Ama Ehlibeyt’ten ve Oniki İmamlardan olan kimseler Necef’teki kabrini, ilk kez Abbasi halifelerinden Harun-ür Reşit 786 yılından sonra belirleyerek yaptırmıştır. Kabrin üzerine bir bina kurulmuştur.
1636’da Şeyh Safi’nin yardımıyla türbenin yeniden onarımı başlamış, bu çalışmalar 1642’de Şah II. Abbas döneminde bitirilmiştir.
Hz. Ali, 622 yılının sonlarında Hz. Muhammed’in eşi Hatiçe-i Kübra’dan doğan Fatıma-tı Zehra ile evlenir (Hicret’in 1. yılı, Muharrem ayının 21. perşembe günü). Hz. Fatıma, örnek bir anadır. Yeni oluşturulan İslam toplumunda ideal kadın örneğidir. Bu evlilikten İmam Hasan, İmam Hüseyin, Muhsin, Zeynep ve Ümmü Gülsüm doğarlar.  Hz. Muhammed’in soyu, Ehlibeyt ile devam eder. 606 yılında doğan Fatima, babasından 3-4 ay sonra, yani 632 yılında 26 yaşında Hakka yürür (İkinçi Halife Ömer Bın Hatab tarafından dövülüp tekmelenerek kaburgaları kırılır, kırk günlük bebeği Muhsin’de darbe alır, anne ve bebek şehit olurlar.. Hz. Ali, aynı yıl iki önemli desteğini yitirmiştir.
Hz. Ali, Fatıma Ana’nın sağlığında ikinci bir evlilik yapmaz. Arap geleneğini çiğneyerek tek eşli olarak kalır. Ancak onun Hakk’a yürümesinden sonra evlilikleri olur
İmamet Anadolu Alevi ve Bektaşi’liğinin temelini oluşturan, ona bir inanç kurumu niteliğini kazandıran imamlıktır. Bu kurum on iki imamla sınırlandırılmıştır. Bu kurum Hz. Ali’den başlar ve İmam Muhammed Mehdi ile sona erer. On iki İmamlar Hz. Ali’nin soyundan gelmedirler. Bu kutsal zatların ayrı ayrı olgunluk aşamaları ve kendilerine has ayrı ayrı özellikleri vardır. Dünyadaki bütün Alevi kurumlarının tek ortak yanı on iki imam sevgisidir. Sözlük anlamı ile imam; bir inanç topluluğunun öncüsü, başı, veya önderidir. O’nun varlığında dile gelen, biçimlenen inançlar o yolun özünü oluşturur.
Alevi’lere göre imam, üstün nitelikleri taşıyan, Tanrısal sıfatlar taşıyan zaatlardır. Anadolu Alevi’lerine göre ise ‚imam‘ doğrudan Hz. Ali ile başlar. Onun ilm-i  kapsamında oluşturulan bir inanç kurumunun temelidir. Hz. Ali’nin görevi sadece toplumu yönetmek değil, Veliyullah vasfıyla donatılmış (Tanrısal sıfatların en belirgin olduğu ve bu mertebeye hiç bir peygamberin ulaşamadığı algılanır; cümle Nebilerin şahıdır) olduğundan, Tanrı’ya en yakın uludur. Olgunluk derecesi bakımından en yüksek aşamadadır… Ölümsüzdür, yücedir.
Alevilikde Tarik’i Müstakim’e (Hakk’a giden yol) girmek, yani yoloğlu olabilmek için on iki İmam inancını ve itikatını taşıması gerekir. Kısacası inançlı olunması için, Hz. Ali ve Hz. Ali soyundan gelen on iki imam’ların kutsallığını benimsemesi ve onlara inanması gereklidir. Bu inancın başlangıcı ve yüce doruğu da Hz. Ali’dir.

İmam Hüseyin

Adı Hüseyin
Unvanı ( takma adı) Seyyid-uş- Şuheda ( Şehitler ulusu ),
ve ya Şah-i Şehidan (Şehitler şahı)
Anası Hz. Fatma (Hz. Muhammed`in kızı)
Babası Hz. Ali
Doğum yeri ve tarihi Medine, 626
Çocukları Ali Ekber, Ali Asker (ikisi de Kerbela`da şehit oldu), Zeynel Abidin; kızları Fatma, Sakine, Zeynep; soyları Zeynel Abidin`de yürümüştür.
Şehadet tarihi Kerbela, 10 Ekim 680 (Hiçri:10 Muharrem 61)
Türbesi Kerbela`da
Şehadet sebebi Yezid  ordularınca  ( Muaviya  oğlu  Yezid  ve   taraftarlarınca) Kerbela`da  şehid  edildi.

İmam Hüseyin Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fatıma’nın ikinci oğludur. Hicretin dördüncü yılında dünyaya geldi. Büyük kardeşi İmam Hasan-ı Mücteba şehit olduktan sonra ‚imamet‘ (Ehl-i Beyt bendelerine liderlik) makamına geçti ve on yıl önderlik yaptı.
Yaklaşık altı ay dışında bu müddetin tümü Muaviye’nin halifeliği zamanında en zor koşullar, acı durumlar ve en ağır baskılar altında geçti. Ehl-i Beyt’i ve Hz. Ali’nin ismini yok etmek istiyorlardı. Ayrıca Muaviye, oğlu Yezid’in halifelik temellerini atıp pekiştiriyordu. Halkın bir kısmı Yezid’in hiç bir şeye bağlı olmadığından, onun halifeliğine razı değillerdi. Muaviye de muhalefetlerin çoğalmasını önlemek için, daha fazla baskılara başvuruyordu.
Hicretin altmışıncı yılında Muaviye öldü ve oğlu Yezid babasının yerine oturdu.
Muaviye hayattayken tanınmış kişilerden Yezid’e biat almıştı. Fakat İmam Hüseyin’e dokunmayıp, biat teklifinde bulunmamıştı. Özellikle oğlu Yezid’e vasiyet etti ki „Hüseyin  biat etmezse fazla ısrar etme ve öylece bırak kalsın“. Çünkü Muaviye meselenin önünü ve arkasını iyice algılayabilmişti.
Ancak Yezid, gururu ve çekememezliği sonucu babası ölünce onun vasiyetini unutup, Medine valisine emir verdi ki, İmam Hüseyin’den benim hilafetime biat etmesini iste, etmezse başını Şam’a gönder.
Medine valisi Yezid’in isteğini İmam Hüseyin’e duyurunca İmam ondan bu konuda düşünmesi için vakit aldı ve geceleyin ailesini de alarak Mekke’ye hareket etti. İmam Hüseyin yaklaşık dört ay Mekke’ye sığınarak yaşadı. Bu haber yavaş yavaş İslam ülkelerine yayıldı. Bir taraftan Muaviye devrindeki haksızlıklara razı olmayıp Yezid’in hilafetine karşı çıkanlar İmam Hüseyin’in yanına gelip yardım edeceklerine dair söz veriyorlardı. Bir taraftan da Irak’tan özellikle Küfe şehrinden aralıksız mektup gönderip İmam Hüseyin’in Irak’a gelip önderlik ederek zulüm ve adaletsizliği yok etmesini ısrarla istiyorlardı. Elbette bu durum Yezid için çok tehlikeli idi.
İmam Hüseyin biat etmemeğe kesin kararlıydı. Bu yolda şehit olacağını da iyi biliyordu. 

Tanınmış kişilerden bir grup, İmam Hüseyin’in yanına gelip yezite biat etmesini istediler. Fakat İmam Hüseyin şöyle buyurdu:
„..Ben biat etmeyeceğim. Zulüm ve fesat hükümetine boyun eğmeyeceğim. Nereye gitsem, nerede olsam da beni öldüreceklerini biliyorum…“
İmam Hüseyin Kufe’ye gitmek üzere yola çıktı. Daha Kufe’ye birkaç günlük yol varken, oradaki durumu yerinde görmek ve uygun bir zemin sağlamak üzere Kûfe’ye önceden giden amca oğlu Müslüm b. Akıyl’in, Yezid’in valisi tarafından şehit edilip valinin emri ile ayaklarına ip bağlanalarak, Kufe sokaklarında gezdirildiğini duydu. Kufe ve yöresinin sıkı gözaltına alındığını ve İmam’la savaşacak mücehhez (donanımlı) bir ordunun hazırlandığını duyunca, Hz. Hüseyin, efradı ve bendeleri ölümden başka bir yol kalmadığını anladı.
İşte burada şehit olmak için kesin karar aldığını açıkça belirtti. Kufe’nin yaklaşık olarak yetmiş kilometre yakınlarında Kerbela Çölü’nde Yezid’in ordusu onları ablukaya aldı. Sekiz gün burada kaldılar. Bu arada günden güne abluka çemberi daralıyor ve sürekli düşmanın sayısı çoğalıyordu.
Bu bir kaç gün içinde İmam Hüseyin ordusunun yerlerini ayarlayıp dostlarının geri girmeye ısrarla teşvik etti.İmam Hüseyin yanındakilere kısa bir konuşmada şöyle buyurdu:
„..Bizim ölüm ve şehadetten başka bir yolumuz yoktur. Ben biatımı sizden kaldırdım. Gitmek isteyen, gecenin karanlığından faydalanıp kendisini bu tehlikeli meydandan kurtarsın. Çünkü onlar bir tek beni katletmek istiyorlar..“
Daha sonra ışıkların söndürülmesine emir verdi. Maddi maksatlar gözetenler o gece Hz. Hüseyin ve bendelerinden ayrılıp gittiler. Fakat hak aşıklarından çok azı (40 kişiye yakın yareni) ve Haşim’den olan akrabaları kaldılar.
İmam Hüseyin yine kalanları toplayıp konuştu ve şöyle buyurdu:
„..Sizden her kim isterse gecenin karanlığından faydalansın ve kendisini tehlikeden kurtarsın. Onlar bir tek beni istiyorlar…“
Fakat bu defa İmamın vefalı dostları bir bir kalkıp, çeşitli beyanlarla cevap verdiler ki, biz hiçbir zaman senin önder olduğun hak yolundan dönmeyeceğiz. Senin temiz eteğinden kopmayacağız, senin hürmetini koruyacağız.
Muharrem ayının dokuzuncu gününün sonlarında son teklif (ya biat ya savaş) düşman tarafından İmam Hüseyin’e ulaştı.
Hicretin 61. yılı (680) Muharrem ayının 10. günü İmam Hüseyin yanında kalan dostlarıyla (toplamı doksan kişiden azdı; Kırk kişi önceden yanında olanlar ve otuzdan biraz fazlası savaş günü ve gecesi düşman ordusundan dönenler, diğerleri de İmamın Haşimi akrabaları. Örneğin oğulları, kardeşleri, kardeşi ve bacısı oğulları ve amcası oğullarıydı) sayısız düşman ordusuyla karşı karşıya geldiler.
O gün sabahtan akşama kadar savaştılar. İmam Hüseyin ve efradı son kişiye kadar şehit oldular Şehitlerin içinde İmam Hasan’ın iki küçük oğlu, İmam Hüseyin’in bir küçük oğlu ve daha niceleri…
Savaş bittikten sonra düşman ordusu, İmam Hüseyin’in çadırlarını yağma ederek ateşe verdiler… Şehitlerin başını kesip, elbiselerini çıkardılar… Cesetleri defnetmeden Ehl-i Beyt Evlatları’nı korumasız kızları ve kadınları, şehitlerin başlarıyla birlikte Şam’a doğru hareket ettiler… Esirlerin içinde, erkek olarak İmam Hüseyin’in yirmi dört yaşındaki ağır hasta oğlu Zeynel Abidin’i de Yezid’in karşısına çıkardılar.
Kerbela katliamı, kadınların esir alınıp develere.. bindirilerek (!) teşhir için şehirde dolandırdılar… Esirler içinde bulunan, Hz. Ali’nin kızı Zeynep ve İmam Zeynel Abidin’in Kufe ve Şam’daki toplantı yerlerinde, konuşmaları Ümeyye oğullarını rezil etti… Ve Muaviye’nin yıllarca yaptığı tebligatı (Ehl-i Beyt’e karşı siyasi propagandayı) etkisiz bıraktılar.
Hatta Yezid, Kerbela’da memurları eliyle yapılan bu insanlık dışı katliamdan kendisini uzak tutmaya çalıştı… Kerbela katliamının etkisi, Ümeyye oğullarının saltanatını da sarsmaya başladı…
Hz. Muhammed`in  ‘‘Hüseyin bendendir, ben Hüseyin’denim; Hüseyin’i seveni Allah  sever‘‘ dediği torunu İmam Hüseyin, tek kelimeyle, Muaviye ve Yezid’in haksızlıklarına, yolsuzluklarına, baskı ve zulümlerine karşı baş eğmeyen yiğit bir liderdi.
Ezilen ve horlanan yoksul insanların dostuydu; sofrasındakilerini onlarla paylaşırdı. Destanlaşmış hayatı ve örnek duruşu ve kişiliğiyle Hz. Hüseyin gönüllere taht kurmuştu.
Hz. Hüseyin, haksızlığa karşı direnmenin ve baş kaldırmanın bir simgesidir.
Hz. Hüseyin’in Kerbela Meydanı’nda Yezid Orduları’na hitabesi:
„..Eğer sizin amacınız haksız yere benim kanımı dökmekse Ali oğullarına mazlumen  ölmek zaten miras düşmüştür… Fikriniz eğer Peygambere eziyet etmekse İşte ben o ulu resulün torunuyum, hemen beni öldürün…!“
Ama hiç kuşku yok ki, zalimlerin ve mazlumların savaşında Kerbela’nın özel bir yeri vardır. Olaya, 1400 yıl evvel meydana gelmiş basit bir iktidar savaşı ya da İslam dinini temsil etme konusunda kabileler arası mücadele görüntüsü vererek dudak bükmek, basite alarak yüzeysel bir bakışın ifadesidir.
Kerbela Katliamı, asırlardan beri zalimle mazlumun, despotlukla hoşgörünün, zenginlik, ihtişam ve iktidarla yoksulluğun, ezilmişliğin ve insanı insan yapan değerlerin savaşı olarak, tüm insanlık aleminde akıllarda yer etmiştir.

Eğer bu bir iktidar kavgası olsaydı, ölüm yerine yaşamayı seçer ve iktidarı ele geçirmek için fırsat kollardı. İmam Hüseyin’in iktidar peşinde olmadığı, onu ikna etmek için gelen Yezid’in komutanı Ömer’e verdiği cevapta saklıdır:
„..Nedir ki biat etmek? Eğilirsin olur biter. Her isteyen istediğine boyun eğdirirse, boyun eğmeyenlerin hali nice olur? Sanılmasın ki boyun eğmemek bir kibir işidir. Ben de boyun eğerim. Ama bilirim ki, Yezid’in önünde eğilirsem eğer, zalimlik azalmaz; çoğalır.
Bana ‚inat etme‘ dersiniz. Peki, Yezid biat etmem için neden bu kadar inat etmektedir? Çünkü o güçlüdür. Gücünü de senin gibi kumandanların ordularından almaktadır.
Sanılmasın ki, kibrimden dolayı boyun eğmiyorum Yezid’e. Ben benden sonra gelecekleri düşünerek, bir insanın ne kadar güçlü olursa olsun, yine de gücünü kıracak birilerinin şu dünyada var olabileceğini göstermek istiyorum.“
Bu savaşta zalime boyun eğip refah içinde bir yaşam yerine ölümü seçen İmam Hüseyin mazlumluğun, inanmışlığın sembolü olurken, Yezit ise isim olmaktan çıkıp her devirde zalimlere verilen bir sıfat olmuştur…“

İmam Muhammed Bakır

Adı Muhammed 
Ünvanı Bakır (geniş bilgi sahibi)
Babası Zeynel Abidin
Anası Fatma (İmam Hasan’ın kızı)
Doğum yeri ve tarihi Medine (676)
Çocukları Caferi Sadık, Abdullah, Ali ve İbrahim adında dört oğlu; Zeynep ve Ümmü Gülsüm adında iki kız çocuğu vardı.
Ölüm yeri ve tarihi Medine 733
Türbesi Medine / Bakıy’de babası Zeynel Abidin’in yanında
Ölüm sebebi Emevi halifelerinden Hişam tarafından zehirletilerek şehit edildi.
   

İmam Muhammed lakabı Bakır’dır. Bakır ilimleri yarıp açan anlamına gelir.
Dördüncü İmam Zeynel Abidin’nin oğludur. Hicretin 57. yılında (676) dünyaya gelmiştir. Babasından sonra imamet makamına gelmiştir.  733 ya da 735. yılında Emevi halifesi Hişam’ın kardeşi oğlu İbrahim Velid’in vasıtasıyla zehirletilerek şehit edilmiştir.
Beşinci imamın devrinde bir yandan Ümeyye oğullarının zulümleri, İslam topraklarının her bir köşesinde çeşitli kıyımlara ve savaşlara neden olmuştur.
Diğer taraftan da Ümeyye oğullarının kendi aralarında çeşitli siyasal anlaşmazlıklar meydana geldiği için, bunlar iktidar kavgasıyla boğuşurken Ehl-i Beyt’e kast etmekten – biraz da olsa – gecikmişlerdir..
Kerbelada işlenen katliam ve orada Ehl-i Beyt’e yapılan bu zulüm dördüncü İmam Zeynel Abidin tarafından bendelerine anlatılarak daha geniş çevrelercede büyük bir sempati toplamıştır. İmam Muhammed Bakır da bu gelişmeden yararlanarak, insanlara Ehl-i Beyt’i sevdirmiş ve insanları, hor gören, zulmeden, bir düşüncenin hiç bir zaman halk tarafından kabul edilemiyeceğini halka anlatarak, Ehl-i Beyt düşüncelerini her platformda anlatmaya çalışmıştır.
Sözleri çağının bilginleri arasında bir kanıt niteliği taşıyan ve bilge kişiliğiyle tanınan İmam Muhammed Bakır, Hümanist bir kişiliğe sahipti.
İmam Hüseyin’in Kerbela’da  mazlum olarak şehid olmasından sonra, Emevi zulmüne karşı Küfe’de isyan bayrağını açanlardan biri de İmam Muhammed Bakır’ın kardeşi İmam Zeyd ‘tir (ölümü: Küfe, 740).
İmam Bakır’ın ısrarlı engellerine ve izin vermemesine rağmen, İmam Hüseyin’in katledilişinin öcünü almak üzere; İmam Zeynel Abidin’nin oğlu Zeyd öfke ile isyan haline gelen topluma önderlik yapmaya kalkışınca.. yakalanıp öldürülüyor.. cesedi çırılçıplak 5 ay asılı bırakılıyor!.. Beş yıl  sonra Zeyd’in oğlu Gürcan da aynı biçimde maalesef babasının akibetine uğruyor!..
 
Bu Emevi soyunun saltanatı.. toplam 89 yıl (661-750 yılına kadar Emevi Saltanatı süresince) devam etmiştir. Abbasi ve Selçuklular döneminde de aynı zihniyet ve zulümler yine devam etmiştir!.. Bildiğimiz gibi, Osmanlı Devletinin Padişahlık saltanatıyla Emevi dönemindeki saltanat için uygulanan barbarlık, sonuç itibarıyla yine aynı değil midir? İktidar olma uğruna yapılası bütün insanlık dışı ihanetler, tıpkı önceki orta çağ rejiminin anlayışının devamı gibidir! Osmanlı’da sadece isimler farklıydı. Osmanlı Hükümdarı, önce Padişah-tı, sonra Sultan’lık da eklenince; Halife Yavuz Sultan daha da azgınlaşarak padişahlığını Alevileri toptan katlederek sürdürdü ve gelecek veliahtlarına da kanlı siyasal ünvanını miras olarak devretti!..
 
 
Zeynel’in canına kıldılar cefa
Muhammed Bakır ‘dır sırr’ı Murtaza
İmam Cafer Kazim Musa’yı Rıza
Bizi dergahından mahrum eyleme
                           – Derviş Mehmed –

İmam Musa-i Kazım

Adı Musa
Ünvanı Kazim
Babası Cafer-i Sadık
Anası Hamide
Doğum yeri ve tarihi Medine (745)
Çocukları Ali Rıza, İbrahim, Abbas, Kasım, İsmaşl, Ahmed, Muhammed, Hamza, Abdullahve Zeyd.
Şehadet tarihi Bağdat/Kazimezn,799
Türbesi Kendi adıyla anılan Bağdat/Kazimeyn semtinde; Kureyş mezarlığında
Şehadet sebebi Abbasi halifelerinden Harun-Reşit tarafından devamlı göz altında tutuldu, zindanlara atıldı ve sonunda hastalanarak vefat etti.
   

Yedinci İmam Musa-i Kazim, 745 yılında doğmuştur ve 799 yılında şehit edilmiştir. Altıncı İmam Cafer-i Sadık’ın oğlu olan yedinci İmam Musa-i Kazım, yaşamı boyunca çok ağır zulümler görmüştür. Musa-i Kazım, Ehlibeyt’in yolunu bütün zulümlere, sapmalara karşın layıkıyla temsil etmiştir. İmam Musa-i Kazım, ataları gibi geceleri tek tek fakirlerin, yardıma muhtaçların evlerini ziyaret eder, onlara gereken yardımı yapmıştır. O da aynı ataları gibi, kendini tanıtmadan, kibirlenmeden yapardı.
Emevi saltanatı yıkılıp yerine Abbasiler geçince, Ehl’i Beyt ve taraftarları rahat edeceklerini sanmışlardı. Kısa bir süre geçmeden Abbasiler de, Emevileri aratmayacak zulümlere başvurmuşlardı. Abbasi yöneticilerinin korkusu, halkın Ehl’i Beyt evlatlarını yönetimde görmek istemesiydi. Kaldı ki; Abbasiler Ehl’i Beyt taraftarları sayesinde, iktidar olmuşlardı.
İktidarlarını başta Eba Müslüm Horasan’i olmak üzere, Ehl’i Beyt önderlerine borçluydular. Çünkü Emevi saltanatını yıkan en önemli darbeyi vuran büyük Alevi önderlerinden olan Eba Müslüm Horasan’dir. Ama ne acıdır ki; Abbasiler başta Eba Müslüm Horasan’i olmak üzere, bir çok kişiyi katletmişlerdir..
Ehl’i Beyt taraftarları Emevi saltanatı yıkılınca, büyük bir sevinç duymuşlardı. Artık inançlarını ve hayatlarını özgürce yaşayacaklarına inanıyorlardı.
Ehl’i Beyt taraftarlarının gücü, iktidarı tek başlarına almaya kâfi gelmiyordu. Abbasi’lerle anlaşarak onları iktidara taşıdılar. Vaatlerde bulunan Abbasi’ler iktidarlarını sağlamlaştırınca, anlaşmalara uymadılar.
Abbasi halifesi Harun Reşid döneminde saraydaki ahlâksızlık ve umarsızlık doruğa çıkmıştı. Harun Reşid ve yandaşları lüks ve sefa içinde yaşarken, halk açlıktan kırılıyordu. Imam Müsa-i Kazim etrafında toplanan, düşünce ve ruhen de yoksullaşan halkı iktidarın karanlığına karşı aydınlatmaya çalışıyordu.
Kendi iktidarının tehlikede olduğunu bilen Harun Reşid, Musa-i Kazım’ı zindana attı ve 799 yılında zehirleterek şehit etti.

İmam Musa Kazım’dan aktarılan önemli bilgiler:

“… Dedem Hz. Ali buyurdular: Meclisin başında ancak üç sıfata sahip olan kimse oturabilir: Bir şey sorduklarında cevap veren; halkın söz bulup konuşamadığı zaman konuşan; mecliste oturanların maslahatına (amaç) uygun olan görüşü ortaya koyan. Bu üç sıfattan birine sahip olmaksızın, meclisin başında kimse oturamaz…”
“… Dedem İmam Zeynel Abidin buyurdular: Salih kimselerle oturmak, insanı doğruluğa götürür; alimlerin adabına uymak, aklı çoğaltır; adil yöneticilere itaat etmek, izzetin kemalidir; (ticaretle) malını artırmak ise, yiğitliğin kemalidir. İstişare edene, doğru yolu göstermek, nimetin hakkını eda etmektir…”
“… Akıllı kimse, isteğine uygun olsa bile yalan söylemez..
..Zamandan ve ehlinden öğüt al. Çünkü zaman hem kısadır, hem de uzun. Dünyanın geleceği geçmişine benzer; öyleyse ondan ibret al..
..Bütün insanlar yıldızları görür; ama yıldızların rotası ve dönüş yerlerini bilenden başkası onlara bakıp kendi yolunu bulamaz. Böylece sizler de hikmet öğreniyorsunuz, ama onunla amel edenlerden başkası hidayete erişemez.
Emaneti eda etmek ve doğruluk, rızık getirir. Hıyanet ve yalan, fakirlik ve nifak doğurur.
Kendinle kardeşin arasındaki saygınlığı yok etme; ondan birazını baki bırak. Çünkü saygınlığın yok olması, hayânın yok olmasıdır.
Güçsüze yardım etmen en iyi sadakadır.
Zulmün zorluğunu, (ancak) zulme uğrayan kimse anlar.. ”
Musa-ı Kazim’dan kuruldu erkan
Şah İmam Rıza’dır Pir-i Horasan
Taki ile Naki Mümine iman
Söylersen Muhammed-Ali’den söyle
                                      – Genci Abdal-

İmam Muhammed Taki
Adı Muhammed Taki
Ünvanı Taki (Tanrıdan sakınan kendini gözeten cömert)
Babası İmam Rıza
Anası Sebike
Doğum yeri ve tarihi Medine, 810
Çocukları Ali Naki, Musa, Hasan, Muhammed adında dört oğlu;
Hakime, Hübeyre, Ümame ve Fatma adında dört de kızı vardı
Şehadet  tarihi Bağdat/kazımiye 835
Türbesi Bağdat/kazımiye’de İmam Musa Kazim’ın türbesinin bitişiğinde
Şehadet sebebi Abbasi halifelerinden Mutasım tarafından zehirletilerek şehid edildi

Dokuzuncu imam olan İmam Muhammed Taki, 811 yılında doğmuştur. 835 yılında ise şehit edilmiştir. İmam Muhammed Taki, genç yaşına rağmen büyük bilgi sahibiydi.
Onun bilgisini kıskananların başında Abbasi devrinin kadısı Yahya geliyordu. Kadı Yahya, İmam Muhammed Taki’yi toplum içinde küçük düşürmek, ona gösterilen sevgiyi, ilgiyi kırmak için toplantılar tertiplerdi. Fakat İmam Muhammed Taki, bilgisiyle adeta orada bulunanları büyülerdi.
Halife Mem-un İmam Muhammed Taki’yi Bağdat’a getirttiğinde, ancak on altı yaşındaydı. Burada Halife Mem-un’un kızı Ümmü Fazl ile evlendi. Mem-un’un ölümü üzerine Medine’ye yerleşti.
İmam Muhammed Taki, kendi ecdadlarının yolundan gittiği gibi haksızlıklara da boyun eğmedi.
Mem-un’un yerine halife olan Mutasım İmam Muhammed Taki’yi Bağdat’a davet etti. Mutasım ikram ettiği yemeğin içine zehir katarak 25 yaşındaki Muhammed Taki’yi şehit ettirdi.
Muhammed Taki’den günümeze gelen kelamlar:

“İlim bir hazine, susmak ve sormak ise onun anahtarıdır.”
“Halk, başındaki insanların düzelmesi ile düzelir.”
“Fırsatlar bir ganimettir.”
“Bir işi sağlamlaşmadan önce açıklamak, o işin bozulmasına sebep olabilir.”
 
Taki ile Naki Nur oldu gitti
Hasanü’l  Askeri pir oldu gitti
Mehdi mağarada sır oldu gitti
Allah bir Muhammed Ali diyerek
                               Kul Himmet

İmam Hasan-ül Askeri

Adı Hasan ül Askeri 
Ünvanı Askeri (samarra’da askerlerin bulunduğu bir bölgede otururdu.  Askerlerin kendisine gösterdiği büyük ilgi ve saygıdan ötürü El-Askeri “mahlası” takma adı verildi; Ebu Muhammed ve ….
Anası Şusen (Selil-Gazale.. diye adlarla da anılır) 
Babası Ali el Naki
Doğum yeri  ve tarihi Medine, 2 Aralık 846 / 27 yıl, 1 ay, 29 gün yaşamıştır
Çocukları Kaynaklarda 12 çocuğu olduğu belirtiliyor
Şehadet tarihi Irak, Samarra, 1 Şubat 874
Türbesi Irak, Samarra semtindedir
Şehadet sebebi Abbasi halifelerinden Mu-temid tarafından bir süre zindanlara atıldı, göz altında tutuldu ve daha sonra halife Mu-temid tarafından zehirle şehit edildi

 Askeri lakabıyla (mahlasıyla) anılan İmam Hasan-ül Askeri, onuncu imam Ali el Naki’nin oğludur. 846 yılında doğdu ve  873 (874 ?..) yılında da Abbasi halifesi olan Mu-temid’in planı üzere zehirletilerek şehit edildi.
On birinci imam, babası şehit olduktan sonra, önceki imamların tayiniyle imamet makamına ulaştı. Yedi yıl imamet ettiği müddet zarfında, hilafet hükümranlığı baskıları altında, zor bir durumda yaşadı.
İmam Hasan Askeri’n İmamet döneminde uzunca süre Ehli Beyt bendeleri ile İmamın görüşmesi Abbasi Halifesi tarafından yasaklanmıştı. Sadece çok özel durumlarda görüşme olanakları vardı. Zaten Ehli Beyt’e bağlı olan önemli alim ve şahsiyetler de ya göz hapsindeydiler, ya da çevreleri ile diyalogları yasaklanmıştı .
Ancak tüm bunlar bilginin ve sevginin diyaloğunu engeleyemiyordu. Çok geniş halk kitleleri tarafından tanınan ve sevilen İmamların varlığı, hilafet makamını ciddi bir biçimde huzursuz ettiği için, diğer İmamlar gibi, İmam Hasan Askeri de aynı şekilde uğradığı zulümlerin ardından şehit edildi.
Bu kadar baskının nedeni ise şunlardı: Evvela o zamanlarda toplumun nüfusu artmış ve büyük bir güce sahip olmuşlardı. Toplumun imama güven duyup inanması, adeta güneş ışınları gibi aydınlığa olan ihtiyaç duygusu kadar önemseniyordu. Bu yüzden hilafet makamı, imamları daha fazla göz altına alıp mümkün yollar deniyor, sinsi planlarla bunları yok etmeğe çalışıyordu.
İkinci olarak hilafet makamı, on birinci imamın bir oğlunun varlığını „muhtemelen“ bilmiyordu… Ancak İmam Hasan-ül Asker’iyi seven-sayan yakın çevresi bir oğlunun olduğunu tahmin ediyorlardı ve bütün ailenin güvenliği anlamında „sır“ gibi kimseye hissettirmiyorlardı!..

On birinci imamdan ve diğer imamlardan nakledilen rivayetlere göre onun oğlunun Mehdi olduğunu (Mehdi, sadık ve çok güvenilir bir ailenin çocuğu  olarak tanınıyordu!..) çok az bir kesim biliyordu… İmam Muhammed Mehdi’yi.. daha önce bilenler tarafından “On İkinci İmam“ olarak kabul ediliyordu.
Bu sebeplere göre on birinci imam, diğer imamlardan daha çok göz altında tutuluyordu. Zamanın halifesi, önemli güçte bir çoğunluğun inandığı ve itikat ettiği Ehli Beyt Soyu’na.. son vermek(!) ve bu kapıyı her zaman için kesin olarak kapatmak üzere.. karar almıştı. Abbasi iktidarının halifesi Mu-temid, çok sinsi entrikalarla topluma hissettirmeden.. İ. Hasan-ül Asker’iyi zehirleterek hastalanmasını planladı!..
İhanet planı sonuç vermişti.. artık sıra ikinci tuzağın uygulanmasına gelmişti!.. Buna göre imamın hastalık haberi zamanın halifesi Mu-temid’e verilince, bir doktor göndermenin yanı sıra iç haberleri kontrol etmeleri için güvenilir adamlarından ve kadılarından birkaçını bu işle görevlendirdi. İmamın şahadetinden sonra da evini teftiş edip, imamın hizmetçilerini de ebeler, muayene ettiler. Gizli memurları iki yıl boyunca araştırıp soruşturarak adeta o çevrelere terör estirdiler.. Toplumun hareket alanını, normal ilişkilerini dahi “despot fedailer“ olarak kontrol ettiler.. ümitleri kesilinceye dek imamın oğlunu bulmak için çalıştılar!..
On birinci imam şehit olduktan sonra O’ da kendi evinde, babasının yanında Samarra’da bedeni toprağa verildi… 

İmam   Hasan-ül   Askeri’den   güzel   sözler

İmam   Hasan-ül   Askeri’den   güzel   sözler…

1.    Musibetlerden biri de, gördüğü iyiliği gizleyen ve kötülüğü açığa vuran komşudur.
2.   Öfke, her kötülüğün anahtarıdır.
3.   En huzursuz insanlar, kin güden kimselerdir.
4.   Cahil ile dost olan ıstırap çeker.
5.   Mahzun bir şahsın yanında, sevinçli olduğunu göstermek edepsizlik sayılır.
6.   Cahile nefsinin isteklerine karşı durmasını sağlamak ve bir şeye alışkan olanı alışkanlığından vazgeçirmek, mucize gibi bir iştir.
7.   Bir kimseyi zahmete sokacak bir şeyle ona ikramda bulunma

İmam Hasan
Adı İmam Hasan
Unvanı (takma adı) Mücteba (seçilmiş, seçkin)
Anası Fatma (Hz. Muhammed`in kızı)
Babası Hz. Ali
Doğum yeri ve tarihi Medine, 624
Çocukları İsimleri Abdullah, Kasım, Bakır ve Zeyd olmak üzere dört çocuğunun olduğu biliniyor.
Şehadet tarihi Medine, 670
Türbesi Medine`de
Şehadet sebebi Eşi Cude tarafından, Muaviye’nin teşviki ile zehirlettirildi. Cude`nin annesi Ebu Bekir`in kız kardeşidir.

 Hz. Ali’nin Fatma’dan doğan ilk oğludur. Hasan ismini Hz. Muhammed koymuştur. Hasan ismi daha önceleri araplarda yoktu. Hz. Muhammed oğullarım dediği İmam Hasan ve İmam Hüseyin’i çok severdi onlarla şakalaşır ibadet sırasında bile sırtına çıkmalarına müsade ederdi. İmam Hasan simasıyla dedesine çok benzerdi. Hz Muhammed bir çok hadisinde torunlarının kutsallığından bahsetmiştir.
İmam Hasan sıffın şavaşında babasının yanında idi. Hüseyin’le birlikte fiilen şavaşa katıldıklarını gören Hz Ali „…tutun şunları ben bu ikisiyle soluk alıyorum şehid olurlarsa Resullahın ve benim neslim kesilir..“ diyerek onları şavaş alanından çıkartmıştır.
Görüldüğü gibi Hz. Ali de Hz Muhammed’in soyunun İmam Hasan ve İmam Hüseyin’le yürüyeceğine işaret etmiştir. Hz. Muhammed’in erkek evladı olmadığından kızı Fatma ile Hz. Ali’den gelenleri kendi soyu olarak kabul etmiştir.
Sıffın şavaşından sonra Hz. Ali uzun bir vasiyet name bırakarak kendinden sonra imamlığının Hasan’a intikal edeceğini bildirmiştir.
İmam Hasan bilgili ve alçak gönüllü birisiydi. Irak`lıların Halife ilan ettikleri halde (tuzak kurma maksadıyla), İmam Hasan bir anlamda, Muaviye ve taraftarları olan Emeviler, İslamiyet içerisinde yarattikları fitnelik ve düşmanlıklardan ve kötülüklerden belki vazgeçerler düşüncesiyle, Muaviye`yle anlaşma yolunu tercih etti.
Diğer bir anlamda da: “… Muaviye, bizi öyle bir işe çağırıyor ki, onda ne bir yücelme var, ne bir adalet. Ölümü göze alıyorsanız, teklifini reddedelim; Yaşamayı istiyorsanız, kabul edelim; hangisine razıysanız bildirin…”
Bu hitabeye karşı İmam Hasan’ın etrafında bulunan toplum, her yandan bağrışarak, yaşamayı, uzlaşmayı istediklerini bildirdiler.
İmam Hasan sonradan buyurmuşlardı, ‘‘..Ben bu işi Muaviye’ye teslim etmezdim; fakat yardımcı bulamadım. Yardımcı bulsaydım, gecemdede onunla şavaşırdım… gündüzümde de. Sonunda, Allah benimle onun arasında hükmederdi…”

Hz. Hasan`la Muaviye arasında yapılan anlaşma:

  1. Halkın, Allah`ın kitabına ve Hz.Peygamberin sünnetine uygun olarak idare edilmesi;
  2. Ali evlatlarına ve taraftarlarına (Alevilere) hiç bir suretle kötülükde bulunulmaması;
  3. Ali evlatlarına ve  taraftarlarına  kötü  söz  söylenilmemesi;
  4. Cemel ve Sıffın savaşında şehid olanların evlatlarına maddi destek sağlanılması;
  5. Muaviye`nin kendisinden sonra, yerine kimseyi halife yapmaması..

Muaviye, uzlaşma yazılıp taraflar ve imzaladıktan sonra Nuhayle`ye gitti; orada okuduğu hutbede, „…Ben Hasan`la bazı şartlara uyacağımı vaadederek uzlaştım; ama o şartların hepsi de ayağımın altında; onların hiç birini yerine getirmeyeceğim…” Ve dediğini de yaptı.
Anlaşmadan sonra İmam Hasan ailesini toplayarak medineye döndü. Muaviye, sözleşmenin hiç bir maddesine uymadı. İmam Hasan’ın karısı Cude’ye bin dirhem altın vererek ve oğlu Yezide almayı vaad ederek, İmam Hasan’ı zehirletti.
İmam Hasan’ı dedesi Hz. Muhammed’in yanına defnetmek istiyorlardı; bunu haber alan Mervan emrindeki kuvvetlerle yolu kesti. Ayşe’de Mervanı destekliyerek, İmam Hasan Baki mezarlığında (Medine’de) toprağa verildi.
İmam Hasan en çok seçilmiş anlamına gelen ( Mücteba) lakabı ile anılırdı.

Dest-i girimizdir İmamı Hasan
Hüseyn’i Kerbela Şah-ı Şehidan
İmam Zeynel İmam Bakır eleman
İnsan-ı kamil’den ayırma bizi
                                              Sıdkı Baba

İmam Zeynel Abidin

 

Adı Zeynel Abidin
Ünvanı Zeyn’ül Abidin (ibadet edenlerin bezentisi), Seyyid’üs-Sacidin (secde edenlerin ulusu).
Babası İmam Hüseyin
Anası Şer-i Banu ( İran hükümdarı yezdcerd’in kızı).
Doğum yeri ve tarihi Medine, 659
Çocukları Muhammed Bakır, Abdullah Bahir, Zeyd, Eşref, Hüseyn-ül Asgar, Aliyül Asgar başta olmak üzere, onbir erkek, dört kız çocuğu olmuştur.
Ölüm yeri ve tarihi Medine, 719 ( bazı kaynaklarda 713)
Türbesi Medine’de
Ölüm sebebi Emevi halifelerinden Abdülmelik tarafından  zehirlendiği söğlenir.

İmamların soyunu sürdüren Zeynel Abidin, Kerbela’da babası Hz. Hüseyin şehit edildiğinde 24 yaşındaydı. Aşure günü Zeynel Abidin hasta döşeğinde yattığında, savaşa katılması için babası ona izin vermemişti. Fakat İmam Zeynel Abidin benim ne günahım var ki, bunca sevdiğimin arkasından bir hizmet yapamadan yaşayacağım. İmam Hüseyin bu sözler karşısında İmam Zeynel Abidin’e verdiği cevap „..Muhammed-Ali soyunun devamı senin vücuduna bağlıdır onların soyu seninle yürüyecektir…“ Sözlerini takiben Zeynel Abidin’i çadırının bir köşesine doğru götürmüştür.
Bazı tarihciler İmam Hüseyin, Zeynel Abidin’e İmamet ve velayete ait sırları bildirdiğinden bahsederler.
İmam Hüseyin atına binip şavaş meydanına giderken, peşinden yetişen eşi Şehriban Ana derki: „.. Ey yüce server. Ben Yezd-i Cürd’ün (İran Şahı) neslinden gelmiş bir kadınım, düşmanın şerrinden sana sığınmıştım. Şimdi korkum o dur ki, senden sonra bu zalimler, Ehl-i Beyt hatunlarına, belki peygamber soyu diye saygı gösterirler. Oysa bana ihanette bulunurlar. Beni kime teslim edip gidiyorsun..“
„.. Ey Şehr-i Banu bunun için gam yeme; çünki sende Ehl-i Beyt ailesindesin..“ diyerek şavaş meydanına döner.
Ehl-i Beyt ve İmamların soyunu hayatta kalarak sürdüren Zeynel Abidin’e, Adem-i Sani (ikinci Adem) veya Adem-i Al-i Aba (Peygamber soyunun başı) denirdi.
İmam Zeynel Abidin de kendini ilme veren, bilinçli ve şair ruhlu bir kişiydi. O da babası ve dedesi gibi fakirin ve ezilenin dostuydu. Parayla köle satın alıp serbest bırakırdı. Yiyeceğini fakirlerle paylaşırdı.
Önemli yapıtları: Sahfet’ül – Kamile, Sahife-i Seccide ve Risilet’ül Hukuk’dur
İmam Zeynel Abidin’e erelim
İmamların divanına duralım
Doksan bin erlere niyaz edelim
Mürvet günahıma ya Ali
                  –  Pir Sultan Abdal –

İmam Cafer-i Sadık

Adı Cafer
Ünvanı Sadık (doğru, gerçek, dost)
Babası İmam Muhammed Bakır
Anası Ümmü Ferve
Doğum yeri ve tarihi Medine,699 (702)
Çocukları İsmail, Abdullah, Musa Kazim, İshak, Muhammed, Esma
Şehadet tarihi Medine, 765
Türbesi Medine’de
Şehadet sebebi Abbasi halifelerinden Ebu Cafer el Mansur tarafından zehirletilerek şehit edildi
   

Altıncı İmam olan Cafer-i Sadık, 699’da Medine’de dünyaya geldi. Babası beşinci İmam Muhammed Bakır’dır.
İmam Cafer-i Sadık, tarihin en önemli dönemlerinden biri olan, Emevi saltanatının çöküşü ve Abbasi saltanatının başlaması döneminde yaşadı.
Emevi saltanatının ortadan kaldırılıp, yerine Abbasi saltanatının kurulması ile sonuçlanan olaylar, İmam Cafer’i Sadık zamanında meydana gelmiştir.
Ayaklanma hareketinin devam ettiği sırada, Ehl-i Beyt bendelerinin başında bulunan Eba Müslüm (Teberdar) Horasan’i İmam Cafer Sadık’a özel bir elçi göndererek, Halifeliği kabul etmesini istemiştir; fakat ondan red cevabı almıştır. Kabul etmeyişinin sebebi, Emeviler döneminde olan zulümlerin, Abbasi Hükümdarlığı döneminde de aynı zulümlerin devam etmesinden dolayıdır..

Ancak; İmam Cafer-i Sadık, saltanat sahiplerinin kendisine sunduğu bütün teklifleri red ederek  bu arada binlerce insana ilmi toplantılar düzenlemiş, ve dersler vermiştir.
İmam Cafer-i Sadık diğer kendnden önceki ataları gibi, derin bir bilgiye sahipti. İmam Cafer-i Sadık bu bilgilerinin öğrencileri vasıtasıyla bütün insanlığa ulaşması için çalıştı.
Altıncı imam olan Cafer-i Sadık salt dini bilgiler değil, insanlığın sorunlarına çözüm için diğer alanlarda da (fen bilimlerinde) dersler vermiştir; bu dersler sonucu, onlarca ilim sahibi insan yetiştirmiştir. Hatta bazı Sünni alimler bile, onun öğrencisi olmakla övündükleri bilinir..
İmam Cafer-i Sadık, öğretmenliğinin yanı sıra, ahlâklı-faziletli kişiliği ile de kendisiyle tanışan insanları etkiliyordu. Onunla tanışan, onun derslerine, sohbetlerine katılan bir çok insan, onun etkisinde kalmış, bilgisinden, davranışlarından feyz almıştır.
O dönemin saltanat sahipleri iktidarlarını tehlikeye düşürmemek için, İmam Cafer-i Sadık ile yetiştirdiği öğrencileri ve ilim adamlarına karşı kin güderek baskı uyguluyorlardı.
Sonunda onu zehirletip şehit ettiler (766). İmam Cafer-i Sadık şehaadetinden sonra da, bıraktığı ilmi eserlerle Alevilere günümüze kadar yol gösterici oldu.

Zeynel’i sevdim de aşnaya yettim
Bakır’ı sevdim de müsahip tuttum
Cafer’i Sadık’a göz gönül kattım
Naci deryasında ummana düştüm
                -Kul Himmet Üstad-
 
Evliya enbiya onlara aşık
Verdiler ikrarı oldular tanık
Hak mezhebi İmam Cafer’i Sadık
Söylersen Muhammed Ali’den söyle
-Genci Abdal-

İmam Ali Rıza
Adı İmam Ali Rıza
Ünvanı Rıza, Sultan, Horasan, Garib el guruba (gariblerin garibi)
Babası Musa-i Kazim
Anası Mersiye (lakabı necime)
Doğum yeri ve tarihi Medine, 770
Çocukları Muhammed Taki ve bir de kızı olduğu söylenir
Şehadet tarihi İran’ın Horasan eyaletine bağlı Meşhed (eski adıyla Tus) kenti, 818
Türbesi Horasan/Meşhed
Şehadet  sebebi Abbasi halifelerinden Memun tarafından zehirletilerek şehit edildi.

Sekizinci İmam Ali Rıza 770 yılında doğmuştur. 818 yılında diğer atalarının yolundan sapmadığı için, toplumun da yanlışa sapmasını engellediği ve haksızlıklara karşı olduğu için, şehit edilmiştir. Sekizinci İmam Ali Rıza ecdadlarının aydınlık yolunu insanlığa sunmak için, yaşamı boyunca çalışmıştır.
Toplumdaki ayrılık ve bölünmeleri gideren.. açları doyuran.. sefalet çekenlere yardım eden.. korkanları esenleştiren İmam Rıza; iyilik sever, mert ve cömert bir kişiliğe sahipti. İmam Rıza ufku geniş, sadakası bol ve gönlü zengin, Abbasiler döneminde yaşayan, bilge bir insandı.
Abbasi halifesi Harun Reşid kendisinden sonra devlet yönetimini iki oğlu arasında paylaştırdı. Bu oğullardan Mem-un Ehl’i Beyt yanlısıydı. İmam Ali Rıza’yı hilafete veliaht atadı. Bu durum Abbasi ileri gelenleri tarafından isyana sebep oldu. Mem-un İmam Ali Rıza’yı yanına alarak, isyanı bastırmak için yola koyuldu.
Bu yolculuk sırasında İmam Ali Rıza yediği yiyeceklere zehir konulması sebebiyle, şehit düştü. Mem-un’un buradaki rolü daha günümüzde bile tam olarak anlaşılamamıştır. Ama anlaşılan bir şey var. O da; imamlara karşı olan zalimlerin, sapmışların, nifak sahiplerinin karşısında olduğudur. Bütün imamlar karanlığa karşı ışığı, zalimliğe karşı adaleti, yanlışa karşı dogruyu, saplantılara karşı hakikati temsil ediyorlardı. Bu durum zalimlerin, saltanat sahiplerinin, haksızların tahammül etmeyecekleri bir durumdu.
Aradan ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, On İki İmamların insanlığa yol göstericiliği devam ettiğidir. Zaten On İki İmamların batînen ‘zaman ve mekân’ sorunu yoktur. Onlar her daim, her yerde hazır ve nazırdırlar. Gerçeği görüp anlamak için onların tarihteki zorluklarını iyi kavramak gerekiyor.
Kalplerinde ve ruhlarında kini-kibri; bencilliği atamayanlar; kendilerini dünyanın zevkleri ile kandıranlar; tarihi kendi yaşamları ile başlatıp, kendi yaşam süreleri ile hesaplayanlar için ise; arkalarında bıraktıkları kirli miras insanlık alemi için utanç vericidir. Bütün bunlara rağmen her halûkârda On İki İmamların düşünce mayası ile yuğrulan, insanları doğruya davet etmeyi günümüzde de sürdürüyorlar.

Imam Rıza’dan günümüze kadar aktarılan önemli sözler:

1. Nimet sahibi olan kimse, ailesine huzurlu bir geçim sağlamalıdır.
2. Adil insan, sahip olduklarından gaflete düşmeyen kimsedir.
3. Sözünü ettiğin kimse, hazırsa künyesini, hazır değilse ismini zikret.
4. Herkesin dostu aklıdır. Cehalet de düşmanıdır.
5. Güçsüze yardım etmek, en iyi sadakadır.

İmam Ali Naki
Adı Ali
Ünvanı Naki “hidayete kavuşturan, doğru yolu gösteren”
Babası İmam Muhammed Taki
Anası Semanet
Doğum yeri ve tarihi Medine, 828 / 829
Çocukları Hasan-ül Askeri, Hüseyn, Muhammed, Cafer adlı dört oğlu ve
birde kızı vardı
Şehadet tarihi Irak / samarra, 868
Türbesi Irak / Samarra’dadır
Şehadet sebebi Abbasi halifelerinden Mütevekkilin oğlu Mutezzin tarafından zehirletilerek şehit edildi.

Onuncu imam Ali Naki, “M.S.” 829 yılında doğmuştur. 868 yılında şehit edilmiştir. İmam Ali Naki de diğer imamlar gibi bütün yaşamı boyunca Hakk-Muhammed-Ali Yolu’nun yüceliğini korumak için “ilim ve irfanla” çevresine örnek bir önderlik duruşu vasıflarını (nitel gereklerini) yerine getirmeğe cansiperane gayretle sürdürmüştür…
Ehlibeyt Soyu’na “Hz. Ali hariç”, diğer 11 İmam’a elbette dünyevi (zahiri) anlamda İslam’a yöneticilik yaptırılmadı. İslam öncesi “Cahiliye dönemİ”ne göre; İslam’ın daha aydın olması gerektiği inancı ve düşüncesi dolayısıyla “etkin çevreler” tarafından “kabul” edilmesi; Ehlibeyt önderliğinde İslam toplumunun idare (yönetilmesi) edilmesiyle mümkün olabileceği umut ediliyordu!.. Ne acıdırki bütün umutlar boşunaydı!.. Çünkü On iki İmam’ların ve diğer Ehlibeyt önderlerinin akibetleri(!) arzu edilmeyen korkunç katliam ve kırımlarla sonuçlandı!.. Ortaçağda despot İslam Halifeleri de iktidarları uğruna (Ehlibeyt önderleri, iktidarı yani halifeliği istemedikleri ve reddettikleri halde…) Ehlibeyt Soyu’na ve bütün aile efradlarıyla birlikte Ehlibeyt bendelerine de “garezle-kinle” baskı ve zulümden vazgeçmediler, pek çoğunu şehit ettiler!..
Ehlibeyt’i ikrar ve itikatla seven çevreler, her türlü belayı göğüsleyerek onları korumaya çalışırken(!) yaşamalarına olanak sağlananlar da İslam halifeleri tarafından sürekli takibat altında tutulup sindirilerek “gözden düşürülmeye çalışılıyordu!.” Halifeler ve yandaş tayfaları, onların başka bölgelere göçmelerine dahi tahammül edemiyorlardı; çeşitli entrikalarla Ehlibeyt’i baskı altında tutup.. gözdağı vererek Ehlibeyt’i vefakâr bendelerinden ve çevrelerinden uzak tutmaya uğraşıyor.. ve hayatlarını zehir ediyorlardı!..
Tarihi kayıtlar ve belgeler araştırılırsa; Emevi ve Abbasi halifeleri, iktidarda oldukları sürece idare ettikleri toplumlarının yararına değil.. sadece saltanatları ve kendi zevk-i sefaları için çevrelerine sadık dalkavuk tayfalar toplayıp beslemişlerdir… Monarşist Saltanat’larını ve kendi güvenliklerini devam ettirmek amacıyla azgın ve çılgın baskılarla geniş çevreleri de sindirmişlerdir! Öyle anlaşılıyorki, kendi zevkleri ve safahatları için ancak böyle ayakta kalabilmilmişlerdir!.. Bu despot “kanlı ve şanlı!..” saltanat sahipleri; daima Ehlibeyt Soyu’nun temsilcilerinin kendilerinden uzak olmalarını, güçlü toplumsal muhalefet tehlikesi yaratmalarını asla istemezlerdi…
Ehlibeyt Soyu’nun toplum içinde örnek ve onurlu davranışlarla insanların müşterek yararları ve haklı taleplerine türcüman ve kılavuz olmaları, aydınlatıcı, uyarıcı doğru yolu gösteren, onurlu şahsiyet sahibi olmaları.. halifeleri ve besleme çevrelerini ürküttüğü için monarşist saltanat sahipleri bu denli azgın ve saldırgan oluyorlardı…
Çünkü İmam Hüseyin’in Yezide karşı vermiş olduğu haklı mücadeleden ve geriye bırakmış olduğu “Onurlu.. Saygın.. Duruş..” ile “insanlığın haysiyet ve şerefine, tabi-i nesnel-maddi varlıklarına özenle sahiplenmiştir. Ve kutsal vicdani faziletlerine, her türlü haksızlığa karşı boyun eğmemiştir. Sevgi ile adalet temelinde barışçıl bütün değerler manzumesine” sahip çıkmış ve değer katmıştır. İmam Hüseyin’den sonra gelen imamlar da bu haklı-erdemli davayı yaşadıkları sürece sahiplendikleri ve sürdürdükleri için; iktidarın başında bulunan tek egemen halife ve aristokrat (siyasi erk) kadrolarının işine gelmemiştir… Hain pusular kurarak, On İki İmamları şehit etmişlerdir!..
İşte bu saltanat sahiplerinden olan Abbasi halifesi Mütevekkil, onuncu imam Ali Naki’yi küçük düşürmek için sarayına çağırtır. Aslında çağırma değil, emretmiştir… İmam Ali Naki mecburi saraya gitmiştir. Bu sırada zevk alemlerine dalmış olan Mütevekkil, İmam Ali Naki’ye içki içmesini istemiş.. Ancak İmam Ali Naki bunu kabul etmemiştir… Ama O’ güne değin hiç kimse halifeyi reddetme cüretini gösterememişken, imam Ali’yel Naki haksızlığa ve halifeye karşı çıkmasından sonra dönemin halifelesi Mütevekkil’in oğlu Mutezzin tarafından zehirletilerek şehit edilmiştir!.. 

Muhammed Taki’nin nurunda idim
Aliy-yün Naki’nin sırrında idim
Hasan–ül Asker’in darında idim
Muhammed Mehdi’ye indi bu kurban
                                                       – Şah Hatayi     –

İmam Muhammed Mehdi
Adı Muhammed
Ünvanı Mehdi (doğru yolu tutmuş olan,  Allah tarafından hidayete erdirilen kişi) (Sahibi Zaman…)
Babası Hasan-ül Askeri 
Anası Nergis Hatun
Doğum yeri ve tarihi Samarra, 868
   
Hakk’a yürüdüğü yer ve tarihi samarra mağarasında sır olduğuna inanırız

Kâim, Hüccet, Bakiyyetullah ve Sahibi Zaman, lakabıyla (Mahlas) da tanınan İmam Muhammed Mehdi, İmam Hasan-ül Askeri’nin oğludur. Babasının şehit edilmesinden (..beş yaşlarında…) sonra onun vasiyeti ile 12. İmam (On İkinci İmam olarak bendeleri tarafında ilan edildi) oldu.
Annesinin adı, Hz. İsa’nin havarisi rum’un neslinden olan Rum Kayser’in oğlu Yuşa’nın kızı Saykal veya Susen adı ile de bilinen Nergis’dir. Başka bir kaynağa göre de annesi bir cariyedir.  Muhtemelen 30 Temmuz 869 tarihinde bir cuma günü Irak / Samarra’da dünyaya geldi. İmam Mehdi rivayetlere göre Samara’da bir mağaraya girerek sır oldu.

Rivayete göre İmam Mehdi’nin doğumu ile birlikte bir çok kerametler (mucizeler) gerçekleşir. Doğduğunda babası İmam Hasan-ül Askeri, onu sol elinin üzerinde oturttu ve sağ eliyle de arkasından tutarak “Konuş” dedi. Bunun üzerine (İmam) Mehdi konuşmaya başladı ve Allah birdir, Muhammed onun elçisidir. Allahın rahmeti onların üzerinde olsun’’ dedi. Sonra Hz. Ali ve diğer İmamlara salavat  getirdi.

İktidarın İmamlara karşı düşmanlık niyetleri bilindiğinden İmam Mehdi’nin doğumu bir süre gizli tutuldu. Bunun nedeni: Abbasi Halifeleri’nin Ehli Beyt’e karşı düşmanlığı o denli büyüdü ki, Hz. Hüseyin’in mezarı yıktırılmış ve ziyaretini önlemek için, o bölgeye giden yollarda karakollar oluşturulmuş, Ve askerler Hz. Hüseyin’in mezarını ziyaret eden birisini bulsalar, hemen yakalıyor, öldürüyor veya ağır işkencelere tabi tutuyorlardı. Ehl-i Beyt’e karşı olan baskı o dereceye varmıştı ki, tanınmış kimseler dahi zalim Abbasi yöneticilerinin korkusundan kızlarını Ehl-i Beyt soyundan gelen gençlere vermekten sakınıyorlardı.
Örneğin Hz. Ali’nin soyundan olan Muhammed bin Salih adlı kişi, İbrahim bin Müdebbir İsa bin Musa Cehrumi’nin kızıyla evlenmek istediğini ona bildirdiğinde.. İsa bu isteği reddederek şöyle dedi: “Allah’a yemin ediyorum ki senin soyunu tanımadığım için seni reddetmiyorum; çünkü bu soydan daha üstün bir soy tanımıyorum. Bu yüzden bu akrabalık herkes için bir iftihardır. Ama kendi can ve malım hususundan Mütevekkil ve onun oğlundan korkuyorum.
İmam Mehdi ile ilgili çok geniş kesimler çeşitli fikirler yürütürler. İmam Mehdi’nin kıyamet habercisi olduğunu yorumlayan ve buna inanan insanlar olduğu gibi, onun gelişi ile dünyanın yanlış siyasi politikalardan ve onların etkilerinden kurtulacağını, dünyaya hak ve hukukun egemen olacağını, zalimin artık zulüm yapamayacağını, mazlumun ahının alınacağını, haksız yere artık kan dökülmeyeceğini, dünyanın bir nevi sömürüsüz ve sancısız bir yaşam yeri olacağını, dünyanın bir nevi güllük ve gülüstanlık haline dönüşeceğine inanırlar.
Gerçi, İmam Mehdi’yi kıyametin habercisi olarak algılayan ve ona inanan geniş bir kesim, kıyamet habercisi olarak Allah tarafından çeşitli görevler için yaratılmış 4 büyük melekten biri olduğuna inanırlar…
Aleviler ise bu konuda genellikle İmam Mehdi’yi kıyamet habercisi olmaktan ziyade, kurtuluş ve adalet habercisi (..Her Alevi; kendisine bu itikadi algılamadan hareketle bir tarihsel misyon ve de istikbale yönelik ilmi, irfani bir sorumluluk payı düştüğünü düşünerek; ancak, herhangi bir kargaşa ve sorun yaratacak fiziki-fiili bir yanlış yola girmeden, sadece çağcıl ilim-bilim ve uygar hukuki, demokratik yollarla kendisinde Mehdi’nin misyonu ve göreviyle donanmış hissetmelidir …) olarak inanır ve algılarlar.

Muhammed Mehdi olsahib zaman
Gayıb erenlerdir dertlere derman
Bu yola sığmaz şüpeyle güman
Hünkâr Evliya yaktı delili

            Hatayı’yim on ikiye bağlıyım
            Hakk’tan gelir ışık ondan nurluyum
            Şirri Yezdan’da Ali soyluyum
            Kırkların ceminde yandı bu delil

Für unsere Arbeit brauchen wir Ihre Unterstützung!

Kontakt

AABF-Inanc Kurulunu Temsilen Bölgelerimizdeki Görev Dagilimi assagidaki gibidir:

Baden Württemberg

Yüksel Yildirm: yuksel.yildirim@aabf.de Tel: 0049 171 92 55 635

Birol Akbaba: birol.akbaba@alevi.com Tel: 0049 163 80 67 052

Ecevit Emre: ecevit.emre@alevi.com Tel: 0049 177 14 45 771

Zerno Ates: zerno.ates@alevi.com Tel: 0049 177 21 91 995

 

 

Bayern

Yüksel Yildirim: yuksel.yildirim@aabf.de Tel: 0049 171 92 55 635

Cömert Akbayin Tel: 0049 163 66 06 614

Birol Akbaba: birol.akbaba@alevi.com Tel: 0049 163 80 67 052

Rheinlandpfalz

Ali Riza Yildiz: alirizayildiz@aabf.de Tel: 0049 176 63 369 298

Hessen

Narin Gülcicegi: narin.guelciciegi@aabf.de Tel: 0049 177 48 60 256

Zerno Ates: zerno.ates@alevi.com Tel: 0049 177 21 91 995

NRW

Ali Aba Erez: ali.aba.erez@aabf.de Tel: 0049 172 90 30 768

Senay Malkoc: senay.malkoc@alevi.com Tel: 0049 176 57 120 260

Ali Riza Yildiz: alirizayildiz@aabf.de Tel: 0049 176 63 369 298

Murat Önder: murat.onder@alevi.com Tel: 0049 172 87 51 054

Norden

Mustafa Misir: mustafa.misir@alevi.com Tel: 0049 176 22 033 333

Cevahir Altunok: cevahir.altunok@alevi.com Tel: 0049 176 47 345 777

Yusuf Kara: yusufkara1965@gmail.com Tel: 0049 176 24 005 412

Erdogan Arslan: erdogan.arslan@aabf.de Tel: 0049 173 94 98 024

Hasan Dogan: seyidbaba@hotmail.com Tel: 0049 163 79 13 903

Ask ile

11.05.2022

AABF Inanc Kurulu

Adres

Stolberger Str. 317
50933 Köln

Telefon

+49(0)221/94 98 56 - 0

E-Mail